ad bir çiçektir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ad bir çiçektir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2017

Bağ Burcu

BAĞ BURCU
Eylül
Asma yorgun, salkım sancılı
Bağ bozumunda dile gelir üzüm
Sunaklarda ezilenlerin kanı
Testi yarım, küp kırık
Eylül, iki gözüm
Sırla bir daha
Yitik aynanı.
ŞERİF ERGİNBAY

5 Ocak 2017

Zeytintaş



ZEYTİNTAŞ

Zeytintaş: buraların afili bir dağıdır
Duvar gibi kösülü durur
Köyün ayakuçlarından Devrent Boğazı’na
Günbatımına.

Zeytintaş: delice zeytinlerin ocağıdır
Fidanlığıdır beş köyün
Taşınır bahçelerine bağına.

Zeytintaş: Parmaksız’ın Hasan’ın
Kaçak tütünlüğünü saklar ve
Geyik avlağıdır, yetişir
Konu komşunun dar zamanlarına.

Zeytintaş: penceremdeki resim
Kim bilir kaç kartalın yuvasıdır
Dört mevsim, uzun uzun baktığım
Her taşının ardına bir sır sakladığım.

Zeytintaş: efkar dağım benim
Yüz yüze göz ağrım..!

ŞERİF ERGİNBAY

#Zeytintas #Devrent #Murtici #Taslica Köyü, #Akseki #Antalya #Gayal #Garayit Kara Hayıt, #Guzelsu #Toroslar #TorosDaglari #dag #turkishpoet #serif #seriferginbay #erginbay

http://erginbay-siirleri.blogspot.com.tr

2 Ekim 2016

TOZAN


TOZAN

Ozan; yorulur bir yangını uzun uzun yaşamaktan
düşbozumu düşer payına, gelir yaslanır şafağına
gecenin belleğini siler mum, şiirse hep savrulan.

Ömür: kayanın oyuklarında birikmiş bir avuç kum
Nisan yağmurlarıyla yıkanan, güz yelleriyle tozan.

ŞERİF ERGİNBAY


27 Nisan 2016

Ardıçlı Kayaların Sustuğu




Ardıçlı Kayaların Sustuğu

Uzun uzun
ardıç kokulu yeliyle
Gayal* anlatıyor dostluğu:
Kardeşliği anlatıyor, yeniden her adımda,
terleyen ensede, paylaşılan tuzda, ekmekte.

Şimdi benim, kör gözlerim, dinmeyen yorgunluğum
benim eksik sözlerim, ardıçlı kayaların bin yıldır sustuğu.

Şerif Erginbay

*Gayal: Kaya ağılı.

Murtiçi-Güzelsu yolu üzerinde, Taşlıca kavşağından geçince.

15 Nisan 2016

Ölgün




ÖLGÜN


Kışlanın kapısında bir kırmızı bulut
Akşam çeker perdesini, ay kayıp
Yolları hain dağlar, namlular soğuk
Unut masmavi gökleri ey kalbim
Unut denizleri, elindeki gülü unut
Gitsem mi geceyi sabaha bağlayıp
Çiçeği olmaya kayıp bir dağın
Belki yeniden doğmaya
Bambaşka bir çağın bahar aylarında.


ŞERİF ERGİNBAY


Gev Kemiği, -Şairin Ölümü Üstüne-




Gev Kemiği


                 -Şairin Ölümü Üstüne-


“Kuş ölünce Gev Kemiği’ni kırmak gerek”, dedi kadın:
“Değilse sonsuza dek acı çeker.”


Şairi ellerinden tutup yere yatırdı, göğsünün üstüne oturdu, ata biner gibi.
Sonra panter gibi sıçradı, neredeyse çınarın alt dallarına kadar ve bütün gücüyle indi şairin göğsüne: kaburgaları güneşte gevremiş bir sepet gibi çatırtıyla kırıldı.


Son soluğuyla sordu şair: “Neden yalnızca Gev Kemiği’mi kırmadın?”
Kadın: “Eğe kemiklerinden birisi olduğunu gördüm düşümde ama hangisi olduğunu bilmiyorum ki!”


“Yazılacak şiirim kalmadı mı artık?”


Yanıt yerine gölgeli bir gülümseme bıraktı kadın şairin üstüne.


Son duyduğu dalda bir mavi kuş şarkı söylüyordu: gökte yankılanan sesiyle.


Şerif Erginbay


15 Ekim 2015

ANKARANFİL




ANKARANFİL

Yüreği kindar, ruhu sefil
maşası zorbanın, sen ey
ey kaldırımların sahibi
yıkamakla çıkmıyor, bil
kan kokuyor her karanfil.


ŞERİF ERGİNBAY


11 Ekim 2015

Devrimci Payı




DEVRİMCİ PAYI

1
Çocukken
ve biraz daha büyürken
gün gelir
dar gelir içine doğduğun kapan
sonsuz sandığın gökyüzü boğar seni
doğar kalbin derinliklerinden
kırmak tuzağı, kaçıp kurtulmak isteği.

Köyler anız yangını, işlek patika
kasabalar kapkara, şehir aslan ağzı
bulutları tazı gibi hızlı bahar gökleri altında
tenhalarda, ilk aşkın ardında yürümek varken
uzaklara yollanmış bir yatılı okul çocuğu hüznü
güzün bitmeyen şarkısı kalır senin payına düşen.

2
Gençken
ve dünya daha
büyükçe bir yuvarlakken ayaklarının altında
ilk okumaların şehveti şiirlerken düşünceni
inancın cenneti yeryüzüne indirebilecekken
zorbalığın işaret fişekleri patlar kapında.

Kitaplar yakılır, yoldaşın kurşunlanır
aşkın elinden alınır, ihanet yanıbaşında
not alırsın dostça bir gülüşün inceliğini erken
mahpusta direnme günlüğüne geçerken bir daha
günlük güneşlik bir onur kalır senin payına düşen.

3
Ermişken
feleğin çemberinden geçmişken bin defa
bin kere deneyip de bin kere yenilmişken
bin çiçekli yaşam hiç eksilmezken bakışlarında.

Şehirler binbir tuzak hazırlarken çocuklara
sokaklara girilirken, köyler yakılır, evler basılırken
istesen yaşayabilecekken bir elin yağda bir elin balda
hiç uyanmadığından daha güzel bir dünya rüyasından
hep ölüm, hep zulüm, hep gözyaşı kalır senin payına düşen.


ŞERİF ERGİNBAY


8 Ekim 2015

Plüton Plüton!




Plüton Plüton!

Partiden kovulan yoldaşım
Adı tek tek silinen zabıtlarda.
Sarhoşu yitik yıldızların
Yanan bulutlara komşu
Sırdaşı yoldan çıkmışların.

Plüton; örselenmişliğim benim
Yanılgının intikam sevinci; sen!

Plüton Plüton! Sevdiğim!
Ayçiçekleriyle bir dönmüştü de başım
Sevdalıyım o zamandan beri
Göklü gönlümdeki bacım, kardaşım;
Hatırla, bir ara seni sınıftan attı ya
Kırsın camlarını o gözlemevi.

Plüton; ben kendi kendimin tuzağıyım
Uzağımın kuşaklar ardına sevinci; sen!

Plüton Plüton! Sevdiğim!


Şerif Erginbay


1 Ekim 2015

Tamga


Tamga

Acı yel tatlı yel
kar boran fırtına
kısrak göğü inletir
ömrü yazar yazıya
şimşek bölen ayakla.

Uçulur gökçe göğe
adı özü son soluğun
dağa taşa uçan kuşa
kalır, solur bir tamga.


Şerif Erginbay






14 Eylül 2015

Cizre Ya Da Cizre


Cizre Ya Da Cizre / kardeşliğe övgü


Cizre Ya Da Cizre

Şehir şimdi
iyi insanların kafesi.
Et ve tırnak ne işe yarar
kopmuşsa bir çocuğun elleri.


Şehir şimdi
Baştan sona ikilem:
kardeşliğin karadeliği
Aristo’nun kanlı mengenesi
sıkıştırıyor hala iki koldan
ya ondansın ya da bundan
yok ötesi.


Şehir şimdi
kanlı oyunun kara sahnesi.
Et ve tırnak ne işe yarar
belki bir gün hesap sorar
o iyi insanların bugün boğulan sesi.


Şerif Erginbay


2 Eylül 2015

Kirli Çağ


Kirli Çağ

Gör artık gör, bu kaçıncı dilek tuttuğum
var mıdır böyle bir çağ, gülleri zehirli?

Kan kokuyor duvarlar, lambalar kör
döne döne, yerin burası mıydı ey dünya?

Nehirleri kokmuş sular, yollar uçurum
gökte ay büsbütün, düşler paramparça.

Gör artık gör, her sevdiğinin elleri kirli
var mıdır böyle bir çağ, gülleri zehirli?


Şerif Erginbay


31 Ağustos 2015

Gökçe




Gökçe

Gökçe bir kuş var
duyduğum kanat sesi
yıldızlar gibi uzak
soluğum kadar yakın
hem yalnız hem ürkekçe.

Gökçe bir kuş var
duyduğum kanat sesi
hem yıldızlar kadar uzak
hem soluğum gibi yakın
kalbimin üstünde gölgesi: gökçe.


Şerif Erginbay



27 Ağustos 2015

O Senin Yüzündeki Bin Yayla




O Senin Yüzündeki Bin Yayla


Kapanır bir bir sayfalar
Sellerin diliyle çevirdiği.


Çamur yollar
Yıkık köprüler
-incitir sır dolu belleği-
Ve terk edilir ardı ardına
Güz düşleri, yaz gölgeleri.


Çağırır artık durmadan beni
O senin yüzündeki bin yayla.


Şerif Erginbay


24 Ağustos 2015

Belki Söyleni


Belki Söyleni

Elleri
binlerce yaprak
toprak kokusu elleri.

Düşleri
kanat kanat
açılır döner gökleri.

Dünleri
yangın yangın
sarar kalbin alevleri.

Ömrün
söylenmiş bütün şiirleri
kurar yarının saatlerini.

Kurar mı gerçekten?

Belki.


Şerif Erginbay


23 Ağustos 2015

Seni Yamaçlarımdan Alıp Götüren O Rüzgar




Seni Yamaçlarımdan Alıp Götüren O Rüzgar

Kül şimdi
uçuşan.

Yalnızca kül.


Şerif Erginbay


Bir Çiçek


Bir Çiçek

Yol da yorulur
bunca gidip gelmelerden
kurulur bir dağın yamacına
toplar patikalarını
okur acı türküsünü
boydan boya bir ırmak kurur.

Derken
hiç beklemezken
incecik dalda bir asi çiçek
yel de savrulur.

Yel yola
yol ırmağa
ırmak dağa
kavuşur eşitlenerek
bir çiçeğin kokusuyla.


Şerif Erginbay


22 Ağustos 2015

Yerini Bulur


Yerini Bulur

Yıkılır duvar
bozulur bağ
yaz kış
kar boran fırtına
yuvarlanır taş
yerini bulur
kapanır ayaklarına.


Şerif Erginbay


Sular Kararmadan


Sular Kararmadan

Kıyıların ateşi söndü, dönüyor üstünde gece kuşları
Bu soysuz fırtına bırakmaz sana sığınacak bir liman
Bağışla bana son ışıklarını ömrün, o kederli bakışları
Sular kararmadan dön, kıyıların ateşi söndü çoktan
Deniz karıyor sularına şimdi unuttuğun bütün ırmakları.


Şerif Erginbay


Durbi Bağı’nda Gece Gece




Durbi Bağı’nda Gece Gece

Güz masalları bittiğinde, yol gelir beklerdi ayak uçlarında, arsız
Baştan çıkan yalnız evler, açık bırakılan pencereler güneşlere
Her ev bir bağı özler, bir de dut ağacı, ağustos böcekleriyle
Durbi Bağı’nda gece gece, ne yıldız, ne ay ışığı ve de şarapsız.


Şerif Erginbay