fotoğraflı şiirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fotoğraflı şiirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Temmuz 2018

Yanarız Ve Yanarız



Yanarız Ve Yanarız

Bir orman yandığında
-Güneşi doğuran ağustosböcekleri korosu
-bulutun rüzgâr düşü, yağmurun dur durak bilmeyen öyküsü
-bizi saran saklayan hayvanlık, kurdun kuşun kör yolculuğu
-dağların kuytuları, koyu gölgeleri, yeraltı göllerinin suskunluğu
-her tepenin ardında gözü yaşlı bir sevgili bırakan ırmakların bıçkınlığı
-çaylarda, derelerde dinmek bilmeyen su perilerinin şarkısı
y o k o l u r.

Bir orman yandığında yanarız, yarınsızız biraz
gözlerimizde küller, alevli taşlar, kızgın kayalarız.
Bir orman yandığında
genzimizde et ve is kokusu.

Şerif Erginbay

25 Temmuz 2018

Dağlaç



DAĞLAÇ


Geceyi tedirgin eden ıssızlık çiy bulutuyla ıslanmış tek bir kibrit çöpü gibi.
Dağların ayak ucunda yapayalnız ışığıyla elektrik direği, murtlara vurur gölgesi.
Ve tek başına bir uzak ay, yarım. Bir de ıslak tütün: Acı düş ekmeği!

ŞERİF ERGİNBAY

10 Nisan 2018

Deadlike / Ölgün


Ölgün

Kışlanın kapısında bir kırmızı bulut
Akşam çeker perdesini, ay kayıp
Yolları hain dağlar, namlular soğuk
Unut masmavi gökleri ey kalbim
Unut denizleri, elindeki gülü unut
Gitsem mi geceyi sabaha bağlayıp
Çiçeği olmaya kayıp bir dağın
Belki yeniden doğmaya
Bambaşka bir çağın bahar aylarında.

Şerif Erginbay

Deadlike

A red cloud on the barrack's door
The night closes it's curtains, the moon is lost
Mountains with malicious roads, barrels are cold
O my heart, forget the bluest skies
Forget the seas, forget the rose in your hand
Should I go, binding the day to the night
To be a flower of a mountain
In an autumn of another time.

Şerif Erginbay

Translation from Turkish to English:  Özlem Bozkurt

4 Nisan 2018

Ayva Çiçekleri



AYVA ÇİÇEKLERİ

Saban toprakta; manzaraya fırça
Yazıda bahar, kimi sağ kimi ölü
Kuşlar toplamakta böcekleri.
Söyle ey alakarga, bu nasıl dünya
Bir yanda mayın tarlası, kan gölü
Bir yanda açar ayva çiçekleri.


ŞERİF ERGİNBAY

5 Ocak 2018



Selin Diliyle

Bazen yağmur; dağların derdini yüklenip yamaçlardan aşağılara
koşar adımlarla sıvazlayıp patikaların hazallarını, önüne katıp
ormanın bağışladıklarını ve tarlaların yumuşak toprağını, kumlarını
çakıllarını; bir türkü söyler: bozbulanık, selin diliyle.

Şerif Erginbay

*Şiir; dip dalgasıdır hayatın. (ş.e.)

15 Nisan 2016

Aşk ve Öfke'den..





Gev Kemiği, -Şairin Ölümü Üstüne-




Gev Kemiği


                 -Şairin Ölümü Üstüne-


“Kuş ölünce Gev Kemiği’ni kırmak gerek”, dedi kadın:
“Değilse sonsuza dek acı çeker.”


Şairi ellerinden tutup yere yatırdı, göğsünün üstüne oturdu, ata biner gibi.
Sonra panter gibi sıçradı, neredeyse çınarın alt dallarına kadar ve bütün gücüyle indi şairin göğsüne: kaburgaları güneşte gevremiş bir sepet gibi çatırtıyla kırıldı.


Son soluğuyla sordu şair: “Neden yalnızca Gev Kemiği’mi kırmadın?”
Kadın: “Eğe kemiklerinden birisi olduğunu gördüm düşümde ama hangisi olduğunu bilmiyorum ki!”


“Yazılacak şiirim kalmadı mı artık?”


Yanıt yerine gölgeli bir gülümseme bıraktı kadın şairin üstüne.


Son duyduğu dalda bir mavi kuş şarkı söylüyordu: gökte yankılanan sesiyle.


Şerif Erginbay


Gelin ve Gölge


























Gelin ve Gölge
Gölge öksüz,
bilinç ışıyınca ucunda orağın.
Gelin güldü
kolay kıldı ölümü.
Yazma düştü sapların arasına,
yokluğa karıştı, soldu orada.
Koruk özgür;
karadut hoşnut asmasından.
Şarap şiire mayalandı. Sirke acıya.
Güneş çıplak,
bilinç ışıyınca ucunda orağın.
Sarı bir gülün ortasında
uyuyakaldı gelin
düşlerin kozasında.


Şerif Erginbay


11 Nisan 2016

HAKAN, BURHAN, EŞARİ


Hakan Yurdakuler, Burhan Barın, Eşari Oran


HAKAN, BURHAN, EŞARİ

Vurulduğunuz o günlerden beri
toprağa verdik bir bir, yüzlerce
zamansız ölen genç bedenleri;
hayatın sizden esirgediğini
şimdi ölüm anlatır belki:
Hakan, Burhan, Eşari..

Birer çiçektir adınız bundan böyle
her dile geldiğinde dünün belleği
açar birden en uzak yıldızlarda bile
rengarenk düşleriyle gençlik günleri:
Hakan, Burhan, Eşari..

ŞERİF ERGİNBAY


30 Mart 2016

Kızıldere




KIZILDERE

Kızıldere; yamaçlara ağan düş bulutu
ve aç bekleyişi düzenbaz ağızların.
Hakikatin taçlanma isteği;
on'larca yüreğin çılgın atılımı kendi duvarlarından.
Son kez soğusun ve gömülsün toprağa diye
ateş alan yiğitliği namluların.
Kızıldere; yarının içinde kanayan dün;
destan, günün kalbine düşen on'lardan.


ŞERİF ERGİNBAY


9 Mart 2016

Dağlık






















Dağlık


Orada
Kalmışım
Üşümüşüm
Acıkmışım
Susamışım.


Orada
Yaslanmışım gecenin duvarına
Kapım bulutlara kadar açık.
Bir çıt sesi bekler gözlerim
Kederimle kendimi vurmak için;
Şehir kan uykusunda, kalbim dağlık.


Orada
Bir çığlık:
Yanmışım
Ölmüşüm
Kalmışım soğuk taşların dibinde,
Bir benim, bir bedenim
Kendi yayını gerip fırlatan varlık…
Silahımda buz gibi bir mermiyim
Kalbim darmadağın bir dağlık.
Kalmışım.


Şerif Erginbay


8 Mart 2016

Dağların Kızı






















Dağların Kızı


O dağdan inerken
omuzunda ağır bıçkısıyla,
ayaklarına kapanır
hazalları ayıklayan patika.


Irmak gizini uğuldar
durağanı sektirir kaya;
o dağdan inerken
omuzunda ağır bıçkısıyla,
ay eskil bir acıyı gömer
kanayan bulutun yarasına.


O dağdan inerken
omuzunda ağır bıçkısıyla,
anlarsın kör olduğunu
gözlerine baktığında.


Şerif Erginbay



3 Ocak 2016

Dallarımda Kar


Dallarımda Kar, Şerif Erginbay



Dallarımda Kar

Gün benim neyimdi, bilemeden geçti yıllar.
Nice bulutlar süzülüp geçti yanağımdan,
köklerimi yanıltmadı toprak;
ah olmasaydı kabuğumdaki bu tanıklıklar.

Gün benim neyimdi, şimdi dallarımda kar;
içimde sakin bir hasret var.

Yolda olduğumu bilirdim, yol benim ikizimdi;
tohum ışırdı yapraklarımın arasından, yol bunu bilirdi.
Kar gizlerimizi vururdu yüzümüze:
aşk aydınlığındaydık o zamanlar.

Dağa boy verdim, açtım kendimi;
yan yana oluşumuza sevindim.
Dilini anladım, dilimle çözüldüm;
mevsimlerin neremizden geçtiğini gördüm.

Sularını dolaştır aynalı patikamdan,
işte terimi sildim.

Hiç anlamasam da olur; gün benim neyimdi,
şimdi dallarımda kar;
içimde sakin bir hasret var.
O kadar..!

Şerif Erginbay

15 Ekim 2015

ANKARANFİL




ANKARANFİL


Yüreği kindar, ruhu sefil
maşası zorbanın, sen ey
ey kaldırımların sahibi
yıkamakla çıkmıyor, bil
kan kokuyor her karanfil.


ŞERİF ERGİNBAY


11 Ekim 2015

Devrimci Payı




DEVRİMCİ PAYI


1
Çocukken
ve biraz daha büyürken
gün gelir
dar gelir içine doğduğun kapan
sonsuz sandığın gökyüzü boğar seni
doğar kalbin derinliklerinden
kırmak tuzağı, kaçıp kurtulmak isteği.


Köyler anız yangını, işlek patika
kasabalar kapkara, şehir aslan ağzı
bulutları tazı gibi hızlı bahar gökleri altında
tenhalarda, ilk aşkın ardında yürümek varken
uzaklara yollanmış bir yatılı okul çocuğu hüznü
güzün bitmeyen şarkısı kalır senin payına düşen.


2
Gençken
ve dünya daha
büyükçe bir yuvarlakken ayaklarının altında
ilk okumaların şehveti şiirlerken düşünceni
inancın cenneti yeryüzüne indirebilecekken
zorbalığın işaret fişekleri patlar kapında.


Kitaplar yakılır, yoldaşın kurşunlanır
aşkın elinden alınır, ihanet yanıbaşında
not alırsın dostça bir gülüşün inceliğini erken
mahpusta direnme günlüğüne geçerken bir daha
günlük güneşlik bir onur kalır senin payına düşen.


3
Ermişken
feleğin çemberinden geçmişken bin defa
bin kere deneyip de bin kere yenilmişken
bin çiçekli yaşam hiç eksilmezken bakışlarında.


Şehirler binbir tuzak hazırlarken çocuklara
sokaklara girilirken, köyler yakılır, evler basılırken
istesen yaşayabilecekken bir elin yağda bir elin balda
hiç uyanmadığından daha güzel bir dünya rüyasından
hep ölüm, hep zulüm, hep gözyaşı kalır senin payına düşen.


ŞERİF ERGİNBAY


8 Ekim 2015

Plüton Plüton!




Plüton Plüton!


Partiden kovulan yoldaşım
Adı tek tek silinen zabıtlarda.
Sarhoşu yitik yıldızların
Yanan bulutlara komşu
Sırdaşı yoldan çıkmışların.


Plüton; örselenmişliğim benim
Yanılgının intikam sevinci; sen!


Plüton Plüton! Sevdiğim!
Ayçiçekleriyle bir dönmüştü de başım
Sevdalıyım o zamandan beri
Göklü gönlümdeki bacım, kardaşım;
Hatırla, bir ara seni sınıftan attı ya
Kırsın camlarını o gözlemevi.


Plüton; ben kendi kendimin tuzağıyım
Uzağımın kuşaklar ardına sevinci; sen!


Plüton Plüton! Sevdiğim!


Şerif Erginbay


22 Eylül 2015

Şaire Taziye, -Şükrü Erbaş'a





Şaire Taziye

                                 Şükrü Erbaş’a

Nehrin bütün suları akar artık yalnızlığına
Toprağa kazma indikçe böyle derin derin
Kederin şehla bir yağmur, vurur dağlara
Şehrin bütün sokakları loş ve tenha artık
Bir resim kalır hatıra: el ele geçtiğinin
Hakikat kitabında el yazısıyla ayrılık
Vefanın şiiri düşer kalp hanesine şairin.


Şerif Erginbay


14 Eylül 2015

Cizre Ya Da Cizre


Cizre Ya Da Cizre / kardeşliğe övgü


Cizre Ya Da Cizre

Şehir şimdi
iyi insanların kafesi.
Et ve tırnak ne işe yarar
kopmuşsa bir çocuğun elleri.


Şehir şimdi
Baştan sona ikilem:
kardeşliğin karadeliği
Aristo’nun kanlı mengenesi
sıkıştırıyor hala iki koldan
ya ondansın ya da bundan
yok ötesi.


Şehir şimdi
kanlı oyunun kara sahnesi.
Et ve tırnak ne işe yarar
belki bir gün hesap sorar
o iyi insanların bugün boğulan sesi.


Şerif Erginbay