10 Nisan 2018

Deadlike / Ölgün


Ölgün

Kışlanın kapısında bir kırmızı bulut
Akşam çeker perdesini, ay kayıp
Yolları hain dağlar, namlular soğuk
Unut masmavi gökleri ey kalbim
Unut denizleri, elindeki gülü unut
Gitsem mi geceyi sabaha bağlayıp
Çiçeği olmaya kayıp bir dağın
Belki yeniden doğmaya
Bambaşka bir çağın bahar aylarında.

Şerif Erginbay

Deadlike

A red cloud on the barrack's door
The night closes it's curtains, the moon is lost
Mountains with malicious roads, barrels are cold
O my heart, forget the bluest skies
Forget the seas, forget the rose in your hand
Should I go, binding the day to the night
To be a flower of a mountain
In an autumn of another time.

Şerif Erginbay

Translation from Turkish to English:  Özlem Bozkurt

4 Nisan 2018

Ayva Çiçekleri



AYVA ÇİÇEKLERİ

Saban toprakta; manzaraya fırça
Yazıda bahar, kimi sağ kimi ölü
Kuşlar toplamakta böcekleri.
Söyle ey alakarga, bu nasıl dünya
Bir yanda mayın tarlası, kan gölü
Bir yanda açar ayva çiçekleri.


ŞERİF ERGİNBAY

4 Mart 2018

Water Snakes



Water Snakes

Two purple flowers
Bend down to a loneliness
Mountain's shady side stretches its tight sheet
Starry night to the lips,
Damp to the gardens,
Figs to two honeyed mouths.

Şerif Erginbay

Translation from Turkish to English: Özlem Bozkurt

Su Yılanları

İki mor çiçek eğiliyor bir yalnızlığa
dağın gölgeli yamacı geriyor büyük çarşafını
dudaklara yıldızlı gece,
bahçelere nem,
incirler ballı iki ağıza.

Şerif Erginbay

#turkishpoetry #poetryphotography #poemoftheday #instapoem #originalpoem #poemsofig #poetrycommunity #poetrysociety #turkishpoem #writingpoetry #poemsofinstagram #poetryisnotdead #literature #poetry #poem #poet #lyrics #igpoem #igpoets

7 Ocak 2018


Aşağı Tarla

Kumlu yola girdik, incecik kum, un gibi
ben görmemiştim hiç o güne dek ayak izlerimi
yılan izlerini de ilk gördüm; öyleymiş, babam söyledi.
Aklımda iki şey: bu yol hiç bitmeyecek
ve babamın gocuğu omuzundan düştü düşecek
hayret, yol da bitti, gocuk da düşmedi.

Anneme “İşte burası” dedi
biz üç kardeştik orada
gözlerimizde yemyeşil bir ova
sapsarı çiçekler
yer gök söğütlendi.
Koştuk hemen ırmak başına
ilk suyumuzu içtik doya doya
avuçlarımızla tabi ki,
ilk kez kayık gördüm ve bildim
bunu babam söylemedi.

Yıllarımız geçti Aşağı Tarla’da
nice sevincimiz, nice kederimiz
iki yeni kardeşimiz bir de kaybettiğimiz
ne zormuş erken elveda, onu da öğrendik.

Kolay değildir pamuk işçiliği
sulama neyse ne ama
çapa hepsinden beterdi
toplama zamanı gözümüz bulutlarda
bereket birader iyi türkü söylerdi.

Şimdi ekeni dikeni yok
bütün bunlar çok eskidendi
çok değişti devir, çok
bomboş Aşağı Tarla
artık güzle*miz de yok
bütün bunlar çok eskidendi.

Babamın gocuklu yıllarından
çok daha yaşlıyım şimdi.

Şerif Erginbay

*Güzle: Güz aylarına kadar göçülüp kalınan çardaklı barınak.

*Şiir; dip dalgasıdır hayatın. (ş.e.)

#Manavgat #ManavgatIrmagi #turkishpoetry #siirsokakta #poetry #poem #poet #turkishpoet #seriferginbay #siir #edebiyat

6 Ocak 2018

Parktaki Kadın ve Kedi

Parktaki Kadın ve Kedi

Bilmiyorum
ne ara nereden geldi
bir gölge gibi birden çıkıverdi
yavaşça oturdu kadın bir banka
yalnızlığını dinlendirecek belli,
gözleriyle deniz kıyısını dolaşmakta.

Duvarın üstündeki bir yavru kedi
atladı yere ve yaklaştı ona
tırmanıp oturdu kucağına
sevdirmek için kendini.

Epey sonra kadın
düşlerini
emanet edip bulutlara
kalkıp gidiverdi,
parkın çeşmesinde
yıkadı narin ellerini.

Bu arada
kedi de bir iki yalanıp
kayboldu duvarın ardında.

Ve ardından
her şey tamamlanmışçasına
park siliverdi usulca kendini
yenilendi,
hazır şimdi bir başka manzaraya.

Ne zaman
oralarda dolansam
yolumu düşürürüm parka,
bakarım:
“parktaki kadın ve kedi” tablosu
asılı durur göğün boşluğunda.


Şerif Erginbay

5 Ocak 2018



Selin Diliyle

Bazen yağmur; dağların derdini yüklenip yamaçlardan aşağılara
koşar adımlarla sıvazlayıp patikaların hazallarını, önüne katıp
ormanın bağışladıklarını ve tarlaların yumuşak toprağını, kumlarını
çakıllarını; bir türkü söyler: bozbulanık, selin diliyle.

Şerif Erginbay

*Şiir; dip dalgasıdır hayatın. (ş.e.)

4 Ocak 2018

Şer Zamanlar


Şer Zamanlar
Bebelere zehir, ellerinde şerbet
Armudun sapına üzümün çöpüne zincir
Paldır küldür bile değil hürriyet.

Şerif Erginbay

Ertesi Gün




Ertesi Gün

Erkenci bulutları kovalamış güneş
Uyanmış, kiremitleri epey ıslanmış evler
Geç dağılmışlar toplanmışlar.

Şerif Erginbay

3 Ekim 2017

Bağ Burcu

BAĞ BURCU
Eylül
Asma yorgun, salkım sancılı
Bağ bozumunda dile gelir üzüm
Sunaklarda ezilenlerin kanı
Testi yarım, küp kırık
Eylül, iki gözüm
Sırla bir daha
Yitik aynanı.
ŞERİF ERGİNBAY

5 Ocak 2017

Zeytintaş



ZEYTİNTAŞ

Zeytintaş: buraların afili bir dağıdır
Duvar gibi kösülü durur
Köyün ayakuçlarından Devrent Boğazı’na
Günbatımına.

Zeytintaş: delice zeytinlerin ocağıdır
Fidanlığıdır beş köyün
Taşınır bahçelerine bağına.

Zeytintaş: Parmaksız’ın Hasan’ın
Kaçak tütünlüğünü saklar ve
Geyik avlağıdır, yetişir
Konu komşunun dar zamanlarına.

Zeytintaş: penceremdeki resim
Kim bilir kaç kartalın yuvasıdır
Dört mevsim, uzun uzun baktığım
Her taşının ardına bir sır sakladığım.

Zeytintaş: efkar dağım benim
Yüz yüze göz ağrım..!

ŞERİF ERGİNBAY

#Zeytintas #Devrent #Murtici #Taslica Köyü, #Akseki #Antalya #Gayal #Garayit Kara Hayıt, #Guzelsu #Toroslar #TorosDaglari #dag #turkishpoet #serif #seriferginbay #erginbay

http://erginbay-siirleri.blogspot.com.tr

5 Ekim 2016

INSUFFICIENT UNDERSTANDING


INSUFFICIENT UNDERSTANDING
That, the rebuking in words,
today or tomorrow,
and that, the accured docile rancour,
I know, they will come and find me,
for wearing out the crown of defeat,
In the back, there is the blackened history.
That, the rebuking in words,
once again builds up
my insufficient story;
from beginning to end
and end to beginning,
to bleed my heart.

ŞERİF ERGİNBAY

Translation from Turkish: Pembenur Güvenç

...

EKSİK DURUM
O dildeki azar
bugün ya da yarın,
o birikmiş uysal hınç
bilirim, gelir beni bulur
eskisin diye yenilginin tacı,
ardında karalanmış tarih.
O dildeki azar
yeniden kurar
eksik hikâyemi;
bir baştan sona
bir sondan başa,
kanatmak için yüreğimi.

ŞERİF ERGİNBAY


2 Ekim 2016

TOZAN


TOZAN

Ozan; yorulur bir yangını uzun uzun yaşamaktan
düşbozumu düşer payına, gelir yaslanır şafağına
gecenin belleğini siler mum, şiirse hep savrulan.

Ömür: kayanın oyuklarında birikmiş bir avuç kum
Nisan yağmurlarıyla yıkanan, güz yelleriyle tozan.

ŞERİF ERGİNBAY


28 Eylül 2016

Patchwork Autumn

















Patchwork Autumn


We were managing to sit back to back,
even in separate islands,
as two spoiled and wild children
who try to put the days side by side,
not one after another,
while listening the autumn's ballad!

Şerif Erginbay

27 Nisan 2016

Ardıçlı Kayaların Sustuğu




Ardıçlı Kayaların Sustuğu

Uzun uzun
ardıç kokulu yeliyle
Gayal* anlatıyor dostluğu:
Kardeşliği anlatıyor, yeniden her adımda,
terleyen ensede, paylaşılan tuzda, ekmekte.

Şimdi benim, kör gözlerim, dinmeyen yorgunluğum
benim eksik sözlerim, ardıçlı kayaların bin yıldır sustuğu.

Şerif Erginbay

*Gayal: Kaya ağılı.

Murtiçi-Güzelsu yolu üzerinde, Taşlıca kavşağından geçince.

17 Nisan 2016

ENTANGLED PATH




ENTANGLED PATH


The body depresses the voice of love,
In the mountains, the foot step keeps on bleeding,
It shouts with its chained voice:


-Am I ready to meet her,
me, even and wise
with my roots in deep,
when she come quietly?

ŞERİF ERGİNBAY


Translation from Turkish: Pembenur Güvenç


...


DOLAŞIK PATİKA


Aşkın sesini bastırır beden,
dağlarda kanar durur ayak izi,
bağırır zincirli sesiyle:


-Böyle kök salmışlığımla
sakin ve bilge;
hazır mıyım karşılamaya onu,
şimdi usulca geliverse?

ŞERİF ERGİNBAY


15 Nisan 2016

Ölgün




ÖLGÜN


Kışlanın kapısında bir kırmızı bulut
Akşam çeker perdesini, ay kayıp
Yolları hain dağlar, namlular soğuk
Unut masmavi gökleri ey kalbim
Unut denizleri, elindeki gülü unut
Gitsem mi geceyi sabaha bağlayıp
Çiçeği olmaya kayıp bir dağın
Belki yeniden doğmaya
Bambaşka bir çağın bahar aylarında.


ŞERİF ERGİNBAY


Aşk ve Öfke'den..





Gev Kemiği, -Şairin Ölümü Üstüne-




Gev Kemiği


                 -Şairin Ölümü Üstüne-


“Kuş ölünce Gev Kemiği’ni kırmak gerek”, dedi kadın:
“Değilse sonsuza dek acı çeker.”


Şairi ellerinden tutup yere yatırdı, göğsünün üstüne oturdu, ata biner gibi.
Sonra panter gibi sıçradı, neredeyse çınarın alt dallarına kadar ve bütün gücüyle indi şairin göğsüne: kaburgaları güneşte gevremiş bir sepet gibi çatırtıyla kırıldı.


Son soluğuyla sordu şair: “Neden yalnızca Gev Kemiği’mi kırmadın?”
Kadın: “Eğe kemiklerinden birisi olduğunu gördüm düşümde ama hangisi olduğunu bilmiyorum ki!”


“Yazılacak şiirim kalmadı mı artık?”


Yanıt yerine gölgeli bir gülümseme bıraktı kadın şairin üstüne.


Son duyduğu dalda bir mavi kuş şarkı söylüyordu: gökte yankılanan sesiyle.


Şerif Erginbay


Gelin ve Gölge


























Gelin ve Gölge
Gölge öksüz,
bilinç ışıyınca ucunda orağın.
Gelin güldü
kolay kıldı ölümü.
Yazma düştü sapların arasına,
yokluğa karıştı, soldu orada.
Koruk özgür;
karadut hoşnut asmasından.
Şarap şiire mayalandı. Sirke acıya.
Güneş çıplak,
bilinç ışıyınca ucunda orağın.
Sarı bir gülün ortasında
uyuyakaldı gelin
düşlerin kozasında.


Şerif Erginbay


11 Nisan 2016

HAKAN, BURHAN, EŞARİ


Hakan Yurdakuler, Burhan Barın, Eşari Oran


HAKAN, BURHAN, EŞARİ

Vurulduğunuz o günlerden beri
toprağa verdik bir bir, yüzlerce
zamansız ölen genç bedenleri;
hayatın sizden esirgediğini
şimdi ölüm anlatır belki:
Hakan, Burhan, Eşari..

Birer çiçektir adınız bundan böyle
her dile geldiğinde dünün belleği
açar birden en uzak yıldızlarda bile
rengarenk düşleriyle gençlik günleri:
Hakan, Burhan, Eşari..

ŞERİF ERGİNBAY


6 Nisan 2016

Gayal, Beste: Hasan Bozkurt, digital kayıt, Şiir: Şerif Erginbay







Gayal*
Bir dağın yamacında,
bir öğle vakti ıssızlık bungun bir iklim olur:
kalbinin tam ortasından seni sızlatan.
Köklerine doğru başlayan yolculuğunda,
yabansı ve bir o kadar da örselenmiş düşleriyle
bir çocuk adım adım seni izler.
Ey benden önce yaşayanlar!
Gayal’da eskimiş potinlerini,
duvar diplerine düvenlerini,
çakmaktaşlarını bırakanlar;
zeytin ağacına yağlıklarını bağlayanlar!
Bilirim yıldızlar sessizdir öğle vakti.
Gayal: Parmaksız oğlu Hasan’a
kim bilir kimlerden kalan.
Söyleyin, saklanan siz misiniz ben mi şimdi?

     *Gayal> kayal> kaya+ağıl> (taşağıl gibi, kaya ağılı)


Şerif Erginbay









Bu güzel "Gayal" bestesi için kardeşim Hasan Bozkurt'a çok teşekkürler.