ad bir çiçektir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ad bir çiçektir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2018

Bağcının Makası

BAĞCININ MAKASI

Bilenler bilir
bağcının makası Kasım’da işlemeye başlar
kestiği her boğum Eylül’e gebedir.

Bilenler bilir
ay yenilerken kendini
bağcının makası kapalı durur.

Her kırt sesi asmanın yazgısıdır, geleceğidir
üzümün bereketidir, el kol yorulur.

Bağcının makası, şairin kalemidir
ressamın fırçası, heykeltraşın keskisi
alakarga için dal neyse odur.

Her kırt sesi bağcının bastırıp uzaklaştırdığı
bozgunun uğursuz sesini alttan alta duyurur
ve kovalanır bu huzursuzluk altında tezcanlı güneşin.

Bilenler bilir, koruk sabır ile yoğrulur ve esrir.

Bağcının makası her kış bir ‘gelecek yaz’ doğurur.

ŞERİF ERGİNBAY

3 Ekim 2017

Bağ Burcu

BAĞ BURCU
Eylül
Asma yorgun, salkım sancılı
Bağ bozumunda dile gelir üzüm
Sunaklarda ezilenlerin kanı
Testi yarım, küp kırık
Eylül, iki gözüm
Sırla bir daha
Yitik aynanı.
ŞERİF ERGİNBAY

2 Ekim 2016

TOZAN


TOZAN

Ozan; yorulur bir yangını uzun uzun yaşamaktan
düşbozumu düşer payına, gelir yaslanır şafağına
gecenin belleğini siler mum, şiirse hep savrulan.

Ömür: kayanın oyuklarında birikmiş bir avuç kum
Nisan yağmurlarıyla yıkanan, güz yelleriyle tozan.

ŞERİF ERGİNBAY


27 Nisan 2016

Ardıçlı Kayaların Sustuğu




Ardıçlı Kayaların Sustuğu

Uzun uzun
ardıç kokulu yeliyle
Gayal* anlatıyor dostluğu:
Kardeşliği anlatıyor, yeniden her adımda,
terleyen ensede, paylaşılan tuzda, ekmekte.

Şimdi benim, kör gözlerim, dinmeyen yorgunluğum
benim eksik sözlerim, ardıçlı kayaların bin yıldır sustuğu.

Şerif Erginbay

*Gayal: Kaya ağılı.

Murtiçi-Güzelsu yolu üzerinde, Taşlıca kavşağından geçince.

15 Nisan 2016

Ölgün




ÖLGÜN


Kışlanın kapısında bir kırmızı bulut
Akşam çeker perdesini, ay kayıp
Yolları hain dağlar, namlular soğuk
Unut masmavi gökleri ey kalbim
Unut denizleri, elindeki gülü unut
Gitsem mi geceyi sabaha bağlayıp
Çiçeği olmaya kayıp bir dağın
Belki yeniden doğmaya
Bambaşka bir çağın bahar aylarında.


ŞERİF ERGİNBAY


1 Ekim 2015

Tamga


Tamga

Acı yel tatlı yel
kar boran fırtına
kısrak göğü inletir
ömrü yazar yazıya
şimşek bölen ayakla.

Uçulur gökçe göğe
adı özü son soluğun
dağa taşa uçan kuşa
kalır, solur bir tamga.


Şerif Erginbay






2 Eylül 2015

Kirli Çağ


Kirli Çağ


Gör artık gör, bu kaçıncı dilek tuttuğum
var mıdır böyle bir çağ, gülleri zehirli?


Kan kokuyor duvarlar, lambalar kör
döne döne, yerin burası mıydı ey dünya?


Nehirleri kokmuş sular, yollar uçurum
gökte ay büsbütün, düşler paramparça.


Gör artık gör, her sevdiğinin elleri kirli
var mıdır böyle bir çağ, gülleri zehirli?


Şerif Erginbay


24 Ağustos 2015

Belki Söyleni


Belki Söyleni

Elleri
binlerce yaprak
toprak kokusu elleri.

Düşleri
kanat kanat
açılır döner gökleri.

Dünleri
yangın yangın
sarar kalbin alevleri.

Ömrün
söylenmiş bütün şiirleri
kurar yarının saatlerini.

Kurar mı gerçekten?

Belki.


Şerif Erginbay


23 Ağustos 2015

Bir Çiçek


Bir Çiçek


Yol da yorulur
bunca gidip gelmelerden
kurulur bir dağın yamacına
toplar patikalarını
okur acı türküsünü
boydan boya bir ırmak kurur.


Derken
hiç beklemezken
incecik dalda bir asi çiçek
yel de savrulur.


Yel yola
yol ırmağa
ırmak dağa
kavuşur eşitlenerek
bir çiçeğin kokusuyla.


Şerif Erginbay


22 Ağustos 2015

Yerini Bulur


Yerini Bulur


Yıkılır duvar
bozulur bağ
yaz kış
kar boran fırtına
yuvarlanır taş
yerini bulur
kapanır ayaklarına.


Şerif Erginbay


Sular Kararmadan


Sular Kararmadan


Kıyıların ateşi söndü, dönüyor üstünde gece kuşları
Bu soysuz fırtına bırakmaz sana sığınacak bir liman
Bağışla bana son ışıklarını ömrün, o kederli bakışları
Sular kararmadan dön, kıyıların ateşi söndü çoktan
Deniz karıyor sularına şimdi unuttuğun bütün ırmakları.


Şerif Erginbay


28 Temmuz 2015

Akarsu





Akarsu
Büyük düşün döngüsünü
Uyanık tutan akarsu,
Aynı rüyanın içinde yol alır:
Kalbi aşka akan insanın,
Dağın, taşın, ağacın,
Terkedilmiş sandalın uykusu.


Şerif Erginbay


27 Temmuz 2015

Gayal


Zeytin toplama günü: Gayal'da mola.Mehmet Bozkurt (Şerif Erginbay),
Mustafa Bozkurt (babam),Hasan Bozkurt (kardeşim), Hatice Bozkurt (annem).



Gayal*
Bir dağın yamacında,
bir öğle vakti ıssızlık bungun bir iklim olur:
kalbinin tam ortasından seni sızlatan.
Köklerine doğru başlayan yolculuğunda,
yabansı ve bir o kadar da örselenmiş düşleriyle
bir çocuk adım adım seni izler.
Ey benden önce yaşayanlar!
Gayal’da eskimiş potinlerini,
duvar diplerine düvenlerini,
çakmaktaşlarını bırakanlar;
zeytin ağacına yağlıklarını bağlayanlar!
Bilirim yıldızlar sessizdir öğle vakti.
Gayal: Parmaksız oğlu Hasan’a
kim bilir kimlerden kalan.
Söyleyin, saklanan siz misiniz ben mi şimdi?

     *Gayal> kayal> kaya+ağıl> (taşağıl gibi, kaya ağılı)


Şerif Erginbay





26 Temmuz 2015

Abartı

Abartı
Usul dalganın hızı aldatır.
Hafif bir yel uyandırır kalbin yarım yarım uykusunu.
Bedenin saati bütün kıyıyı çınlatır: Çakıllarda panik!
Kumsal dalga dalga selam vurur bulutların aynasına.
Yetmez!
Hız yetmez aldanmaya.
Belirsiz bir güç krallığını başlatır; çığ gibi.
Çığ gibi dalga dalga, darbelerle, oyuk oyuk büyür ruhun açlığı.
Yetmez, yetmez!
Abartıya kucak açar umutsuzluğun sonuna dek ayak diremiş insan.
Teslimiyetin sıcak toprağında orak salladıkça silinen ter-
bağışlatır adımlarının unutulmuş nedenini.
Çakılların paniği düşe döner; içindeki at uysallaşır, bütün sahil uykuya dalar.
Dalga kendi tanrısını yeniden yaratmanın huzuruyla örter üstünü.
Örter, beyaz köpükler bağışlayarak kuma.


Şerif Erginbay

Bozala Fırtına

Bozala Fırtına
Gün tümüyle yiter,
alçalan bakışların kıyısı bile seçilmez olur,
yalnızca yazlara özgü öğle güneşinin sahnesinde parıldayan-
bu bakışların yüreklerde ne kadar gereksiz bir yük olduğunu-
yineler bir bozala fırtına; altını ve üstünü çizerek yazar
bir daha da okunmasa da olur şekilde
kirli bir duvarın en altına, çürümüş yaprakların hizasına.
Bir bozala fırtına biter,
nereden geldiğinin önemsizliğini bile sezdirmeden
durgun günün yüreğini hoplatır;
gündelik hazların sıcak yatağı savrulur
bir yere bir göğe,
kurulu düşler yoklamasında bütün hesaplar altüst,
bütün kıvrımlarda biraz çamur biraz ekşimiş ot kokusu,
bütün yarınlar ertelenmiş dünlerin kapısında alacaklı sırasına.
Savurdukları ona yeter,
kalanların bozulmuştur ezberi birkaç dakikalığına,
nasıl olsa unutuşun dersi acıya eşitlenmez ki hiçbir zaman,
bilir bunu bozala fırtına, önemsemez hiçbir zaman
ve bunca yorgunluktan sonra
ödünç aldığı yapraklarına dökerek belleğini
sarılıp uyur bir başka serüvenine kadar
ceviz ağaçlarına, çınar ağaçlarına.


Şerif Erginbay

Kurtuluş

Kurtuluş
Umutsuzluktan, yoksunluktan,
bungunluğun kara kalbinden beslenen bir fırtına doğar bazen,
yaratır ardı ardına şimşeklerini, irigöz yağmur sağanaklarını,
ve gözyaşı ülkesine döner aç topraklarıyla bütün yurt.
Umutsuzluktan, yoksunluktan,
bungunluğun kara sesinden bir dilek tutar büyük orakçı,
ve halkın hasat şenliği başlar dolgunbaşak düşlerin harman yerinde.


Şerif Erginbay

Avlu

Avlu
Aynasız, gece otların sessizce büyüdüğü
o yavaşlığın ele geldiği vakitlerde
avluya kadar onlarca demir kapı eğildi büküldü:
Utanç yığını!
Onlar giderken,
yaz başı tarlaların gözden ırak yerlerinde,
bağların kuytularında,
ırmakların gölgeli söğüt dallarının altında otlar türkü söylüyordu,
üstlerinde çiy damlaları parıldayarak:
Düşle yoğur ekmeğini!


Şerif Erginbay

İki Gelincik


İki Gelincik
Ömrümüz;
yanyana iki gelincik;
aynı gökyüzünü soluyan yekpare yaşam.
İki gelincik;
yanyana aynı kökten;
toprak kokulu iki alev, ayrı ayrı yanan.


Şerif Erginbay


Şiir/Deniz


Şiir/Deniz
Yaz bitmiş gibiyse eğer,
Dalgalar yitmiş gibiyse biraz
Eğil ve gir kaleminle
Kalbin küçük bahçesine;
Kısacık bir ‘şiir’ kaz.
Üşüyorsan eğer
Düşlerin buz tutmuşsa biraz
Yürü pencerenin önüne
Daya parmağını cama;
Sıcacık bir ‘deniz’ yaz.


Şerif Erginbay