geniş zamanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
geniş zamanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Temmuz 2015

Köpük


Köpük
Kayalarda ışıyan gülümseme yayılır; uçtan uca yayılır kıyıda,
çakıllara, kumlara yürür, görülmemiş bir şenliği başlatır göğün altında.
Dalganın yavaş atıyla gelip ayak uçlarımızda dururlar.
Binlerce göz: bir anlığına bakar yüzümüze:
Bütün kıyı anımsayışların ve unutmaların sarkacı.
Avucumuzda dinlenir ve bir aşka söner.
Nasıl gözüpek atılıp öpmüşse kalbimizden öylece vazgeçer yine,
-bilir bağışlanacağını- döner kışkırtan dalganın koynuna.
Dalga: anayurdu köpüğün..
Binlerce yıldızlı oyun bilir o.
Mavi en hilecisi..


Şerif Erginbay


Uzaklarda Bir Yurtsuz Bulut


Uzaklarda Bir Yurtsuz Bulut
Uzaklarda bir yurtsuz bulut: Kimsenin anımsamadığı, ne zaman kopup
gitmişti Anadolu’dan, eski bir limandan. Kimse anımsamıyor.
Çiçekler topladı dünyanın gizli kıyılarından, tohumlar dağıttı ovalara,
yılları böldü, birkaç ömrü okşadı yankısını beklemeden.
Uzaklarda bir yurtsuz bulut: Yorulmuştu biraz, düşlerini her fırtınada
bulup bulup yitirmekten. Başıboş bir rüzgar tepede unutup gitti onu.
Aykırı dal bütün çiçeklerini onun yalnızlığına açtı; ve varoldular birlikte,
yeryüzünden çekip giderken erdemli bir sığınak bırakmak için arkalarında..!


Şerif Erginbay


Limon Çiçeği


Limon Çiçeği

Yollar ömrün mevsimleridir
Kapıların önünden geçer gider
El sallar evlerin bahçesi.

Düşler kalbin çiçekleridir
Yaprakların çiyini aşk içer.
Gökkuşağı yollarımda şimdi
Hangi patikayı yürüsem,
Kalbim limon çiçeği.


Şerif Erginbay


Antalya’nın Gözleri


Antalya’nın Gözleri
Yorgun, çıkagelmiş göç yollarından
uzatmış Toroslar’a ıslak saçlarını,
turkuaz yatağından görüyor:
sıcak ve terli hâlâ
Keyhüsrev’in, Attalos’un atları
geçiyor kaldırımlarından;
dalgın deniz örtmüş ayaklarını.
Yaseminli akşamlar yıldızlardan,
gece Akdenizli, tepede değirmi bir ay
uzun bir çay olmuş tarih:
akıyor surlarından,
portakal kokusu sokaklardan
Pamfilya, Attalia, Antalya.
Kent görüyor:
bağlandıkça biz,
bağlandıkça böyle hayata;
ağlarda hep deniz,
asıldıkça küreklere; hep Antalya.
Ah bir bilseniz, bu nasıl bir düştür
nasıl bir yürektir ki, kanatır avuçlarını,
bulutta bir adam, elinde mavi bir fırça
turuncuya boyar yağmur kuşlarını:
hep Antalya, hep Antalya…
Kent görüyor,
gözlerinde bilge bir gülümseyiş,
güneşle tarıyor ıslak saçlarını.


Şerif Erginbay


Mavi Yağmurlar


Mavi Yağmurlar
Acının ve sevincin düşürüldüğü tarih
ince dereler; yüreğin kıyısından kıvrılan
bir ömre yağan mavi yağmurlar
yazılar.. yazılar.. yazılar..
Yırtılmış, atılmış, saklanmış
bir rüzgâr gibi yüzümüzü yakan
yazılar.. o mavi yağmurlar.
Tarihin gölgesinde eksilen yüz
gün ortasında fırtına, nedensiz talih
yazılar.. o mavi yağmurlar
göstererek saklarlar.


Şerif Erginbay


Yavaşlık -İlhan Berk’e-


Yavaşlık
-İlhan Berk’e-
Duvara dayalı
Ağustos’un tırmığı.
Rüzgârını unutan yapraklar
sıcak uykusunda
öğle güneşinin.
Kuytuda nem:
tüy telaşından uzaklaşan
buğusu isteğin.
Zaman gölgede eğleşiyor,
tapınmaya eğilen sessizliğin
düş bozumu açık ağızlarında.
Sağır vakti kalenin
-burcunda kuşatılmış-
eksik taşını saklıyor
kayıp saatinin.
Ağustos:
kendini silen yol;
iz bırakmadan
-ıssız, sessiz-
Işık uyukluyor
yazın geniş döşeğinin üstünde.
Her yerde yavaşlık..
tüy hafifliğinde..
Tedirgin uyku:
tel üstünde
el sallayan uzaklık.
Tükenen yol:
y a v a ş l ı k
-erdemi madencinin-
gülün zırhını erittiğinde;
yol, ayakları dönüyor
kendini her geçtiğinde.

18-28 Ağustos 2008


Şerif Erginbay


Sulara Sürülen Düş


Sulara Sürülen Düş
Kuşlar alıp gittiler gölgelerini
Birer ıslık gibi tarlaların üstünden.
Ürün hazırlıyor terli enseyi,
Dolaşarak hızlı suların önünden.
Toprak: düşlere sarılan haklılığın rengi;
Direkler: işaret fişekleri yalnız evlerden.


Şerif Erginbay


Yüzünden Neler Geçer


Yüzünden Neler Geçer
İsteksiz adımlar, hani
Anlarsın ilk adımda sonunu da
Sığ sulara göre değil ayakların;
O zaman yüzünden yollar geçer.
Dalgın bakarsın, incinir mavi
Yosun sarılır kayanın hüznüne,
Geç kalmaz hiç yağmurların;
O zaman yüzünden bulutlar geçer.
Yürek sarılır, parıldar inci,
Kıyıların kum örter düşüne,
Derinlerde kanadı gökkuşağının;
O zaman yüzünden kuşlar geçer.
Bilirsin bir yerlerde beklendiğini,
Umarsızken, gelir sessizce,
Ve ışığı olur süveydanın;
O zaman yüzünden aşklar geçer.


Şerif Erginbay

Mavili


Mavili
Gece tamamlar,
döner kendini
Unutulduğunda anlamını tanımlar
esmer bir anı
Göğün uzak kıyısında düşürür sesini..
Turuncuya gülümser şafağın gül yanı..
Bir bulut sarar,
genişler gün..
Bir bulut mavili..


Şerif Erginbay


Kelebek Uçuşu


Kelebek Uçuşu
İki kanat eğilir önünde eksilen günün
Dünü anımsayarak genişler zaman
Sırdaş bulut örter üstünü gülünün
İki kanat, şimdi uç dallarına konan.
Tendir altında yırtılan ince tülün
Kelebek rüzgârını öper boşluğundan
Bağışlar rengini yaşama denk ölünün
İki kanat, şimdi yalnızlığına uzanan.


Şerif Erginbay


Dokununca


Dokununca
Yolumuzda uzuyor hasır, tırnaklarımızda zaman
Geçiyor şarabın acısından tenimizin sarhoşluğu.
Yolcum camları titretiyor: o acıkmış gülümseme
Dokununca göğümüze doluyor aşkın şiir boşluğu.


Şerif Erginbay


Kıyılarından


Kıyılarından
Güz yelleriyle savrulan külün altından
Çıkagelir yazın örttüğü gidip gelmelerin.
Suyum şarkısını dinler kıyılarından
Yüzümde rengi öptüğün kelimelerin.
İklim, sus payıdır belleğe, acılarından
Dumanım mavi, çeker içine bronz düşlerin.


Şerif Erginbay


İki Oda


İki Oda
Örtüler açıkta bırakır geceyi
İki odaya düşer sırdaş gölgeler.
Bin yıllık uykuya söner lamba
Sıkı avuçlarda çiyi ışıyan geceler.
Bize geç kalır hep uyanışın sıcak ağzı
İki oda –kimsesizliğe dar- içimizde genişler.


Şerif Erginbay


Yan Yana Işıma


Yan Yana Işıma
Ah ne uzun yolculuk?
bu güzel güneşe;
uçkunuz yağmurlarımızda.
Doğdun, doğduk... yeniden:
Masmavi bir gülümserlik olduk bize?
deniz yerle bakır göğün arasında.


Şerif Erginbay


Gülden Damlalar


Gülden Damlalar
l
Dudaklarımızın bağbozumuyla
sarhoş günlerimizin içinden geçtik.
Şarabın ve aşkın anayurdunda
asmalarımızın gül iklimindeydik.
2
Yakındı yüreğin
soyundum,
rüzgâr kaldın,
öptüm soluğunu
ruhun kadar yakın.
3
Kırılınca zırh,
-nasıl da insan-
yağmurda gül
çok uzaklardan...
...nasıl da içiçe.
4
yağmurkuşu olsam
uçsam,
bulutuna girsem,
...gökkuşağına.
5
iki martıyız
aynı denizin kıyılarında
güneşin ve göğün altında
arınıyoruz,
yoruldukça kanatlarımız
aşkın ve şiirin büyük dalgasında.
6
Gün gülüme eğilir...
...ben ona hasretiyle.
7
Ayın altında
ince dereler gibi yol alırım sende;
...kıvrılarak, bükülerek, sokularak.
8
Uzun bir düşe hazırlanıyor orman;
içimde bir gül büyüyor usulca...
9
Sana dönüyorum, durmadan;
...eğilip bir gülü öpmeye, sulamaya.


Şerif Erginbay


Kuşatma


Kuşatma
Yol alır mangam
ıssız vadinde,
kollarında ıslık kuşları.
Titrer güllerin
etinin trampetinde,
titrer içinin yaprakları.
Geçeriz yangın yerinden
ayaklarımız çıplak,
susar yağmur kuşları
o zamandışı açlıkta,
al bulutlarda ayyaş başımız,
ne hüzün ne sevinç
tedirgin bir ayazma
ılık sular gibi kalışımız.
Yol alır mangam
ıssız vadinde,
aşk şarkıları çalar
etinin trampetinde.
Ben turuncuya boyadım
içimdeki karanlığı,
sen kucağımda pembe
uzağımda ayaz kaldın.


Şerif Erginbay